22 Haziran 2017 Perşembe

.

Masallar çocuklara uyumaları, yetişkinlere de uyanmaları için anlatılır.

Jorge Bucay

19 Haziran 2017 Pazartesi

.

Yetişkinler yolları takip eder. Çocuklar keşfe çıkar. Yetişkinler aynı yolu yüzlerce, binlerce kez yürümekten sıkılmaz; yoldan çıkmak, çalıların arasına dalmak, çitlerin arasındaki boşluklardan geçmek çoğu yetişkinin aklına bile gelmez.

Yolun Sonundaki Okyanus, Neil Gaiman, Çev. Zeynep Heyzen Ateş, İthaki Yayınları

.

Benim küçük dünyamda yetişkinler ağlamazdı. Ağladıklarında onları sakinleştirecek bir anneleri yoktu.

Yolun Sonundaki Okyanus, Neil Gaiman, Çev. Zeynep Heyzen Ateş, İthaki Yayınları

.

Gerçek hayat katlanamayacağım kadar zorlaştığında kitaplara sığınırım.

Yolun Sonundaki Okyanus, Neil Gaiman, Çev. Zeynep Heyzen Ateş, İthaki Yayınları

.

Zihinsel çok yönlülüğün değişim, tehlike ve belanın telafisi oluşu, gözden kaçırdığımız bir doğa yasasıdır. Çevresiyle kusursuz bir âhenk içinde yaşayan bir hayvan, mükemmel bir mekanizmadır. Alışkanlık ve içgüdü çaresiz kalmadıkça doğa zekâya asla başvurmaz. Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur. Yalnızca çok çeşitli ihtiyaçları ve tehlikeleri karşılamak zorunda olan hayvanlar zekâdan paylarını alırlar.

Zaman Makinesi / H.G. Wells / Çev. Volkan Gürses / İthaki Yayınları

.

Öldür kendini, diyorum. Öldür kendini. Öldür kendini. Kızın biri arayıp, "Ölmek insanın canını çok yakar mı?" diye soruyor. 
Bak tatlım, diyorum, evet yakar ama, yaşamaya devam etmek çok daha fazla acıtır.
"Sadece merak etmiştim" diyor. "Kardeşim geçen hafta intihar etti de."

Gösteri Peygamberi / Chuck Palahniuk / Çev. Funda Uncu / Ayrıntı Yayınları

.

Sana çok önemli bir sır vereceğim: İçlerine baktığında, yetişkinler de yetişkin değildir. Dışarıdan, büyük, düşüncesiz veya ne yaptıklarını bilen kişilermiş gibi görünebilirler. Ama içleri çocukken nasılsa öyledir.
Yolun Sonundaki Okyanus, Neil Gaiman, Çev. Zeynep Heyzen Ateş, İthaki Yayınları

.

İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. Dramlarının. Önemsiz meselelerinin. Hikâyelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. Büyük ve korkunç bir bilinmeyen.

Gösteri Peygamberi / Chuck Palahniuk / Çev. Funda Uncu / Ayrıntı Yayınları

7 Eylül 2015 Pazartesi

Johan Theorin | Ölülerin Yankıları

Geçen haftanın sürprizlerinden biri de Ölülerin Yankıları'ydı. Kitabın reklamını daha önce Doğan Kitap'ın sayfasında görmüş ve epeyce meraklanmıştım ama o kadar uzun bir okuma listem vardı ki şimdilik ona bir kitap daha eklemek istememiştim. Derken İthaki Yayınları'ndan çıkan ilk çevirim Kafes'le ilgili bir postun altında Can Yapalak'la denk geldik. Çok sevdiğim bir adamdır Can, çok da iyi bir çevirmendir. Daha önce yine Doğan Kitap'tan çıkan Golem ve Cin de onun çevirisiydi. Muazzamdı. Neyse; sonuç olarak Can'la bir anlaşma yaptık; O bana çevirilerinden birer tane gönderiyor, ben de ona. İşte, o anlaşmanın ilk ayağı geçen hafta gelen Ölülerin Yankıları ve Benim Olana Dek idi. Meğer reklamını görüp de merakımı cezbetmiş olan kitap Can'ın çevirisiymiş.

Dolayısıyla okunmayı bekleyen onlarca kitabımın olmasına rağmen Ölülerin Yankıları'nın üstüne atladım. Harika betimlemelerle ve tertemiz bir dille başladı kitap; tarifler son derece güçlüydü. 50 sayfa oldu, "Herhalde az sonra hızlanır," dedim. 100 sayfa oldu, "Artık hareketli yerlere geliyor olmalıyım," dedim. 150 oldu, "N'oluyor lan?" dedim. Kitap tam olarak 266'ıncı sayfada birkaç sayfalığına hızlanıp tekrar yavaşladı. Azıcık hareket gördüğüm bir diğer yer ise 470 sayfalık kitabın son 20 sayfasıydı. Evet. İskandinav polisiyeleri Amerikan türdeşlerine kıyasla daha sakin olur, daha ağır ilerler. Sanki İskandinavya'nın havası ve suyu cümlelerin kuruluş yapısını bile etkilemiş gibidir. Ama Ölülerin Yankıları hem sakin, hem ağır hem de yavaştı. O kadar akıcı cümlelere rağmen beni gerçekten çok zorladı. Polisiyelerde alıştığımız sürekli pik çizen yapıda değil, daha ziyade düz çizgide ilerleyen bir kurgusu vardı.

Kitap 1930 - 1990 yılları arasında İsveç'in Öland isimli bir kasabasında geçiyor. Tek çocuk annesi Julia, erkek arkadaşını görmek için şehre gitmeden önce üç-beş yaşlarındaki oğlu Jens'i annesiyle babasına emanet ediyor. Ancak büyükannesinin uykuya dalmasını fırsat bile Jens evden ayrılıp düzlüklerde kayboluyor ve tüm aramalara rağmen bulunamıyor. Oğlunun kayboluşunu izleyen yirmi yıl boyunca Julia kendini heder ediyor, hemşirelik mesleğinden sürekli izin alarak sadece Göteborg'daki evinde oturup iciyor. Ancak o sırada Manas'ta bir huzurevinde kalan babasının çağrısıyla Öland'a geri dönüyor. Julia'nın banası Gerlof iki yaşlı arkadaşıyla beraber torununun cinayetini çözmeye çalışıyor çünkü. Ama ölüm kasabada kol geziyor. Ve herkesin aklında tek bir isim var. Nils Kant. Yıllar önce ölmüş olması gereken Nils Kant.

Açıkçası kitabın son yirmi sayfasına gelene dek Goodreads'i açıp iki yıldız vermeyi düşünüyordum ancak son sayfalarda hikayenin aniden viraja girmesiyle iki buçukta karar kıldım. Dolayısıyla kitabı sadece İskandinav edebiyatı sevenlere önereceğim. Hani, eğer Jo Nesbo'ları filan silip süpürdüyseniz Johan Teorin'i de benden daha büyük zevk alarak okuyacağınızdan eminim.

İyi okumalar, 

Not: Çeviri kitaplarda ara sıra karşılaştığım bir durum var. Kitaptaki Hristiyan karakterlerin "Allah" demesini doğru bulmuyorum. God kelimesinin Türkçe'deki karşılığı Tanrı'dır. Yabancı bir karakterin Allah demesi, Batman'in Allah demesiyle eşdeğer benim gözümde. Ölülerin Yankıları'nda da aynı durumla iki defa karşılaştım. Eminim sonraki baskılarda düzeltilecektir.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Luana Lewis | Siginak

An itibariyle erkek cinsinin buyuk kismindan nefret ediyorum. Kiminin suratini rendelemek, kimininkini ise minik bir igneyle delik desik etmek istiyorum cunku az once Siginak'i bitirdim.

Siginak tam bir "psikolojik" gerilim romani cunku ana karakterlerin cogu psikologlardan ve psikiyatristlerden olusuyor. Dolayisiyla sayfalar arasinda hem doktorlarla hem hastalarla hem de kurbanlarla karsilasiyoruz. Hatta ayni anda hem doktor, hem hasta hem de kurban olan bir kadinla. Stella'yla. Stella lanet olasicanin teki yuzunden cok buyuk bir travma geciriyor ve onca egitimine, meslegine, dostlarina, cevresine ragmen her seyi arkasinda birakip dort duvar arasina kapaniyor. Guvenli oldugunu dusundugu tek yere kilitliyor kendini ama orasi dunyanin geri kalanindan cok daha tehlikeli...

Kitapta ayni anda uc farkli zaman ve uc farkli mekan ele aliniyor. Yazarin aslen bir psikiyatrist olmasi nedeniyle kitaptaki karakter tasvirleri ve psikozlar son derece guclu. Hele eger bir de depresyon ya da duygulanim bozuklugu gecmisiniz varsa bahsi gecen ilaclari ve onlarin zihniniz uzerindeki etkisini de hissedebiliyorsunuz. Tam bir kapana kisilmislik hali. Siddet. Manipulasyon. Nefret. Hatta o parcalanmis karakter, madde bagimliligi ve caresizlik gibi hisleri Trendeki Kiz'dan cok daha iyi verdigine inaniyorum.

Kitabin cevirisi de ufak tefek edisyon ve baski hatalari haricinde gayet akiciydi. Kitabim orjinal olmasina ragmen bazi sayfalarin sag alt kosesinde bir iki kelime cikmamisti. Yine de basit ve kolay tahmin edilebilir kelimeler oldugundan bunu da cok sorun etmeyecegim. Beni rahatsiz eden sey, ingilizce isimlere yazilislarina gore ek getirilmesiydi. "Roger'e", "Blue'nin" deyip durmus cevirmenler - evet, kitabin iki cevirmeni var. O yuzden okuma sirasinda zihnimdeki otomatik duzeltme fonksiyonunu hic kapatamadim.

Guzeldi Siginak. Ama en onemlisi gercekciydi. Cevremdeki onlarca kadini gordum Stella'da. Iste o yuzden dehset vericiydi.
Iyi okumalar,
Asli